Zen Alaturka

Zen Alaturka

Metrobüs durağındayım. Sabah saatleri zifiri bir karanlığın hükmünde. Niçin bu kadar erkenden gidiyorum işe? Ders yok, bir şey yok. Kaç sene olmuş, bak yedi seneyi aşkındır bu çileyi çekiyorum. Neyse işte 2020 senesine giriyoruz diyorum içimden. Vay be. Daha dün 2000 yılına girmemiş miydik? ‘Hayat kısa, kuşlar uçuyor’… Durduruyorum kafamın içinde yankılanan bu dizeyi. Bir dizenin bu kadar mı boku çıkarılır. Yani Cemal Süreya‘ya ait olmasa kimse tekrarlamaz. Bir duvar yazısı ya da basit bir gazetenin okuyuculardan gelenler köşesinde yer alan emekli bir albayın yazdığı bir şiirin dizesi kadar sıradan aslında. Neyse… 2020 senesi ! Rakam olarak görünüşü yinelemeli olduğundan mı, yoksa küçükken izlediğim bilim kurgu filmlerine konu olan uzak gelecekleri andırdığından mı bilinmez, beni karmakarışık hislere büründürüyor bu 2020 senesi.

O filmlerde ufak tefek kaprislerden, küçük ölçekli yaşamlarımızın alışılagelmiş sorunlarından arınmış ve kozmosun o zamanlar daha çözülemez sanılan sırlarına ermiş gibi betimlenen üstün insan ırkına yaraşır biçimde davranmamız gerekiyor gibi hissediyorum. Bunu düşünür düşünmez de nereden sökün ettiğini anlamadığım bir sorumluluk duygusu sarıp sarmalıyor bir anda beni. Bak işte daha dik duruyorum. İnceden bir gülümseme gelip oturuyor yüzüme. Daha dingin olduğumu ve her türlü zorluğa duygularımı karıştırmadan yaklaşabilme ve ağırbaşlılıkla çözüm bulabilme yetisini kazandığımı duyumsuyorum. Aydınlanmış bir yanım oluşuyor birkaç saniyeliğine. Kiraz ağaçlarının yeni açmış çiçekleriyle dolu dallarıyla örtülü açık pembe bir yolda yalınayak dolaşırken buluyorum kendimi. Uzaklardaki bir manastırdan gelen çan sesini duyabiliyorum. Sürdürülebilir bir mutluluk yöntemini bulmuş, bu mutluluğun sadece benim iç dünyamdan geldiğini artık iyice kanıksamış ve dış etkenlerin beni etkilemesine kesinlikle izin vermiyor bu diğer yanım. Bu arada sürdürülebilir ne demek lan? Bu kelime beni niye bu kadar kızdırıyor. Arkadaş sabahın bu saatinde niçin bu kadar kalabalık burası? Bu soğuk, yağmurlu ve karanlık hava beni fazlasıyla hüzünlendiriyor… diye düşünürken hemen durduruyorum kendimi. ‘Bekircim, güzelim, dış etkenlerin iç dünyanı etkilemesine engel oluyorduk hani?’ diye sevecen bir tavırla bana parmak sallıyor diğer yarım. Aferin bana. Nefes al…nefes ver…

34AS bize doğru yaklaşırken cep telefonumun hesap makinesiyle 2020’nin karekökünü hesaplıyorum. 44.9’muş, yaşıma da pek yakın, acaba ondan mı kendimi özellikle bu seneye daha ait hissediyorum… Daha sonlanmadan durduruyorum bu düşünce sürecini. ‘Kusura bakma ama Devlet Bahçeli hesapları bunlar canım benim’ diyor. ‘Rakamlar bir şey ifade etmiyor. Senin onlara yüklediğin anlamlar onları biçimliyor. Sen iyisi mi nefesini kontrol etmeye ve düşüncelerini sadece bu ana odaklamaya devam et. Aklına gelen düşünceleri sorgulama, sadece ortaya çıktıkça burada olduklarını onayla, bir yaprağın içine yerleştirip akıp durmakta olan hayali bir nehrin sularına usulca bırakıver. Bırak gitsinler. Boşalt düşüncelerini, sadece burada ol.’

Baş eğiyorum iç sesime. Ellerimle yüzümü ovuşturuyorum. Vahşi ve saldırmaya hazır bir aslanın terbiye edilince uysal bir kediye dönüşüp patilerini yalamasına benzetiyorum bu hareketi. Gülümsüyorum.

34AS geldi. Onca seneden sonra birisi akıl etti her kapının önüne denk gelecek şekilde dikey sarı çizgiler çizmeyi. Gerçi herkes kapıların nerede olacağını gözü kapalı kestirebiliyordu ama bak işte millet insan gibi sıraya giriyor artık… Bak bak dayıya bak, kenardan kenardan yaklaşıyor. Çakal seni. Sanırsın köyden kasabaya inen traktörün römorkuna binecek. Ben uyarsam mı acaba: ‘Dayı! Sıra var sıraaaaa!’ diye böğürsem mi? Geldi tam yanımda durdu bak. Kararımı verdim bile: Kapı açılır açılmaz omuzlayıp önce ben gireceğim. Bir şey derse de kızarım: ‘Bak orada sıra var sıra, ahırda mı büyüdün dayı?’

‘N’oluyor Bekir? Kendine gel rica edeceğim. Nefes, hani nefes? Hani buradalık, hani kozmos, hani 2020..?’

Kapı açılıyor o arada. Toparlıyorum kendimi. Beyefendiye bakıp ‘Buyrun lütfen’ diyorum. Bir şey demeden ceylan gibi sekerek içeri girip konuyor boş bir koltuğa. Gülümsüyorum yaşından beklenmeyen bu çevikliğe.

Kendimle gurur duyuyorum. ‘Herhalde yani’ diye umursamadan cevap veriyor. ‘2020’de böyle davranılır. Sen devam et canım: Nefes al nefes ver.’

Leave a Reply

%d