Dönüşüm

1 Ağustos günü vefat etmişti babam. 20 sene geçmiş ardından. Üzüntüye değil, daha çok huzura bürünmüş bir ruh haliyle ‘hayat ne ilginç’ diyebiliyorum şimdi. Önceleri böyle değildim. Ağustos ayı yaklaştıkça usuldan hissedilen, farkına vardırmadan sinsice büyüyen, büyüdükçe o acı günlerin kıyıda köşede kalmış, neredeyse unutulmuş ayrıntılarını da kum taneleri ve çakıl taşları gibi çıkarıp kendine…

Continue reading

Siz > Sen

‘Daha düzeyli bir toplumda yaşamak istiyorsak ilk önce kendimizden başlamalıyız’ gibi paylaşımlar görüyoruz ya sosyal medyada… (Gandhi’den araklanan) Peki hiç davranışlarımızı gözden geçirip, o istediğimiz topluma uygun davranıp davranmadığımızın dürüst bir muhasebesini yapıyor muyuz? Mesela en basitinden başkalarına nasıl hitabet ettiğimize hiç dikkat ediyor muyuz? Tanımadığımız kişilerle iletişimdeyken istisnasız ‘sen’ değil de ‘siz’ kişi zamirini…

Continue reading

Sevgi Pıtırcığı

Dakikalarca ses çıkarmadan karşılıklı oturuyoruz. Hangi şarkıyı temsil ettiği belirsiz birkaç piyano tıngırtısı dolduruyor arka planı. Gözümün ucuyla kafasının hareket ettiğini farkediyorum. Göz göze geliyoruz sonra. Işığa göre değişen ve hâlâ rengini tam olarak çıkaramadığım tılsımlı gözleri var. İçlerinde oyun havaları çalıyor gibi canlı ve samimiler. Gülümsüyorum. Hiç oralı olmayıp bakışlarını kaçırıyor ve sanki çalan…

Continue reading

İlk Travma

Yattığı yerden kalkıp diğerine doğru yöneldi. Usulca yanına sokulmaya yeltendi önce. Bu hareketi diğerinin hoşuna gitmedi. Kulağına bir sır fısıldayacakmış gibi yaklaşıp dudaklarını boynunda gezdirmeye başladı. Diğerinin hırıltısı kesilince, dolanıp arkasına geçti ve olanca ağırlığıyla üzerine çöktü. İri vücudundan beklenmeyecek bir çeviklikteydi ve akıl almaz bir hızda inip çıkabiliyordu. Diğeri ise direnmenin daha çok acı…

Continue reading

PİSİ PİSİ

Bir adam tipinden hiç beklenmedik bir hareketle – at hırsızından hallice kendisi – duvarın üzerinde gördüğü kediyi sevmek için yolunu değiştiriyor. Gülümsüyorum elimde olmadan. O an dünya birkaç saniyeliğine güzelleşiyor. Havanın daha hoş koktuğunu duyuyor, geleceğin daha umut verici olduğunu filan hissediyorum bir an için. Sonbaharın ortasındayız; kaldırım taşlarının arasından çiçekler sökün ediyor birden. Kelebek…

Continue reading

Gamsız

Restorantın terasında tek başıma oturuyorum. Yemekler bitmiş, irili ufaklı boş ve kirli tabaklar var masada. Ekmek kırıntılarıyla dolu önüm. Parmağımı dilimle ıslatıp birkaçını ağzıma götürüyorum. (N’apıyorum, niye buradayım?) Benden başka müşteri kalmamış gibi. Hesabı istemeliyim o zaman. Ne kadar acaba zararım? Ne yedim, ne içtim hiç anımsamıyorum ki… Bunları düşünürken karşımda tüm endamıyla duruyor İstanbul.…

Continue reading

Kriz Anı

İyiden iyiye yorulmuştu evin içinde o yana bu yana dönüp durmaktan. Kendini güçlükle bırakabildi salondaki kanepeye. Bütün oda; duvarlar, vitrin, sehpa onunla eğlenirmiş gibi dönüyordu sanki. ‘Nedir ulan bu, n’oluyor böyle fırıl fırıl’, diye bağırmak istedi; tıkandı sesi boğazına. Göğsü, her bir taraftan bir sürü el bastırıyormuş gibi sıkışıyor, havayı iştahla,sonuna kadar solusa da  ciğerlerini…

Continue reading

Sessiz Ev

Karşı evlerde yanan mumlar gecenin zifiri karanlığında titreyerek parlıyorlardı. Çocuk, bir saatten fazladır salonun içinde fır dönüyor, ya koltuğa uzanıyor, ya da pencerenin önünde dikilip boş sokakları izliyordu. Birkaç dakika önce ışıklar gelmiş -hoppa diye ayaklanmasına fırsat kalmadan- geldiği gibi çat diye gidivermişti. “Aha da sinyali verdiler” diye sitem etmişti babası, “daha sabaha kadar gelmez cereyanlar.”…

Continue reading

Pasif Voys

“Bir yardımcı olabilir misin abisi? İki gün sonra İngilizce sınavı var, takıldığı yerleri sana soracak müsaitsen. En çok da pasif foysta… Ne oğlum? Hah, pasif voysta kafası karışıyormuş” “Tabii. Gelsin bir bakalım” (Gelsin gelsin de, leş gibi bira kokuyorum be komşu teyze. Tam göbeğinde damladınız güzelim akşamın) “Sen geç otur canım, ben hemen geliyorum” diyip…

Continue reading

iPad Devrimi

Ona sormak istediğim bir sürü soru var. O ise büyük bir olasılıkla son yetmiş beş yılın özetini isteyecek benden. Hiç hazırlıklı değilim oysa ki: Ne tarih özeti çıkarmaya, ne de rakı sofrası kurmaya… İki senedir dolapta duran Yeni Rakı’dan bir çay bardağı doldurup önüne koyuyorum. “Kusuruma bakmayın, Bilecik rakısı kalmadı artık”. Bir şey söylemeden ‘olsun…

Continue reading