İlk Travma

Yattığı yerden kalkıp diğerine doğru yöneldi. Usulca yanına sokulmaya yeltendi önce. Bu hareketi diğerinin hoşuna gitmedi. Kulağına bir sır fısıldayacakmış gibi yaklaşıp dudaklarını boynunda gezdirmeye başladı. Diğerinin hırıltısı kesilince, dolanıp arkasına geçti ve olanca ağırlığıyla üzerine çöktü. İri vücudundan beklenmeyecek bir çeviklikteydi ve akıl almaz bir hızda inip çıkabiliyordu. Diğeri ise direnmenin daha çok acı…

Continue reading

PİSİ PİSİ

Bir adam tipinden hiç beklenmedik bir hareketle – at hırsızından hallice kendisi – duvarın üzerinde gördüğü kediyi sevmek için yolunu değiştiriyor. Gülümsüyorum elimde olmadan. O an dünya birkaç saniyeliğine güzelleşiyor. Havanın daha hoş koktuğunu duyuyor, geleceğin daha umut verici olduğunu filan hissediyorum bir an için. Sonbaharın ortasındayız; kaldırım taşlarının arasından çiçekler sökün ediyor birden. Kelebek…

Continue reading

Gamsız

Restorantın terasında tek başıma oturuyorum. Yemekler bitmiş, irili ufaklı boş ve kirli tabaklar var masada. Ekmek kırıntılarıyla dolu önüm. Parmağımı dilimle ıslatıp birkaçını ağzıma götürüyorum. (N’apıyorum, niye buradayım?) Benden başka müşteri kalmamış gibi. Hesabı istemeliyim o zaman. Ne kadar acaba zararım? Ne yedim, ne içtim hiç anımsamıyorum ki… Bunları düşünürken karşımda tüm endamıyla duruyor İstanbul.…

Continue reading

Kriz Anı

İyiden iyiye yorulmuştu evin içinde o yana bu yana dönüp durmaktan. Kendini güçlükle bırakabildi salondaki kanepeye. Bütün oda; duvarlar, vitrin, sehpa onunla eğlenirmiş gibi dönüyordu sanki. ‘Nedir ulan bu, n’oluyor böyle fırıl fırıl’, diye bağırmak istedi; tıkandı sesi boğazına. Göğsü, her bir taraftan bir sürü el bastırıyormuş gibi sıkışıyor, havayı iştahla,sonuna kadar solusa da  ciğerlerini…

Continue reading

Sessiz Ev

Karşı evlerde yanan mumlar gecenin zifiri karanlığında titreyerek parlıyorlardı. Çocuk, bir saatten fazladır salonun içinde fır dönüyor, ya koltuğa uzanıyor, ya da pencerenin önünde dikilip boş sokakları izliyordu. Birkaç dakika önce ışıklar gelmiş -hoppa diye ayaklanmasına fırsat kalmadan- geldiği gibi çat diye gidivermişti. “Aha da sinyali verdiler” diye sitem etmişti babası, “daha sabaha kadar gelmez cereyanlar.”…

Continue reading

Pasif Voys

“Bir yardımcı olabilir misin abisi? İki gün sonra İngilizce sınavı var, takıldığı yerleri sana soracak müsaitsen. En çok da pasif foysta… Ne oğlum? Hah, pasif voysta kafası karışıyormuş” “Tabii. Gelsin bir bakalım” (Gelsin gelsin de, leş gibi bira kokuyorum be komşu teyze. Tam göbeğinde damladınız güzelim akşamın) “Sen geç otur canım, ben hemen geliyorum” diyip…

Continue reading

iPad Devrimi

Ona sormak istediğim bir sürü soru var. O ise büyük bir olasılıkla son yetmiş beş yılın özetini isteyecek benden. Hiç hazırlıklı değilim oysa ki: Ne tarih özeti çıkarmaya, ne de rakı sofrası kurmaya… İki senedir dolapta duran Yeni Rakı’dan bir çay bardağı doldurup önüne koyuyorum. “Kusuruma bakmayın, Bilecik rakısı kalmadı artık”. Bir şey söylemeden ‘olsun…

Continue reading

Like

Kapı kilidinin hızlıca açıldığını duyuyorum. Anahtarlarını şıngırdatması… Alelacele içeri girmesi.. Terlik giymeyip, çıplak topuklarını yere vurarak nefes nefese holde yürümesi… Kötü haber geliyor hissediyorum. Dizüstü bilgisayarımı kanepenin üzerine bırakıp ayakta karşılıyorum annemi. Hayrola anne kötü bir şey mi oldu, diyemeden başlıyor veryansına: “Kızım on beş dakika Hayriye hanım teyzenin çenesini çektim. Nesrin, oğlunun onlarca fotoğrafını koymuş…

Continue reading

Bilindik Ama Yeni

Aysun0872: e nasıl tanıycam seni? Corleone2011: kırmızı motosiklet ceketimi giyerim. Başka biri daha aynısını giyerse, napalım artık, kısmet diilmiş 🙂 Aysun0872: hahaha tamam valla Corleone2011: hem baktın beğenmedin tipimi, basar gidersin. Nasılsa kim olduğunu bilmiycem. Aysun0872: Aşkolsun ya, o nasıl laf 🙂 Kafenin kuytu, zor görülen bir köşesindeki masada oturmuş içinden ‘Orospu…orospu…orospu…’ diye sayıyordu kendine.…

Continue reading

Bölük Pörçük Anılar

Zaman dönümlerine pek değer veririm nedense. Bize bağışlanmış bu yaşamın elimizden kayıp gittiğinin aritmetik bir kanıtı olduğundandır belki de. İşte bugün de böyle: 15 Ocak. Amerika’ya gelişimin 20. yıldönümü. İster istemez melankolik oluyor insan. Özellikle geçen seneler onun katları olunca. 20 sene be yahu. Geriye dönüp bakınca çoğu bölük pörçük hatıralarım. İki bavulla ve pantolonuma…

Continue reading